AH KARICIĞIM



Sensiz bir akşamı daha yapıyorum fırtınalardan çıkmış, yılgın ve de baygın bir Bodrum akşamında. Sen gittin gideli inanır mısın hiç bir çiçek kokusu kalmamış sanki bu şehrin. Her adımına şiirler yazılmış bastığın topraklar çoraklaşmış, sarı borazan çiçekleri de açmakla açmamak arasında gidip gelmekte; hani çocukluğunda saplarını emdiğinizi söylediğin yol kenarı serserileri çiçekler. Halbuki gelinciklerle doluydu hayallerimiz, bir odaya kapanmış gri bulutlarla dolu gökyüzünü seyretmek değil. Ellerimi uzatsam Yalıkavak marinadaki teknelerin direklerini tutabilecek gibiyken, şimdi oturduğum koltuğumtan su içmek için bardağa uzatmaya üşenir oldum. Ne su, ne tuz, ne de ekmek; anladım ki aslında ben senden besleniyormuşum. Dudaklarından bal alıyor, gözlerinden akan çikolata şelalesinde ruhumu doyuruyormuşum. Bir salıncakta eteklerin uçuşa uçuşa sallamak istiyorum seni, ta ki ayakların kiraz ağacının en pembe çiçeklerine değene dek. İçimden şarkılar söylüyor, kendi kendime coşuyorum. Anlayacağın yanlızlıkla deliliğin ince çizgisinde sek sek oynuyorum. Gözlerimden akan notalarla besteliyorum aşkımızı. Her gece sen ve bebeğimizle kapatıyorum gözlerimi. Telefonumun ekranında her gece sizlere dudak izleri bırakıyorum.
Kendi kendime salonda amaçsızca dolaşırken: “Ne olurdu şimdi burada yanımda olsaydım, ne olurdu bulutların yarıştığı odamda dudaklarında uyansaydım!” diyorum.
Hayatı, nefes almayı, kısacası sizleri arıyorum...