Hiç susmayacak gibi içindeki uğultu. Yüreği sağır eden bu sesin tılsımı merkez-çek mıknatıs etkisinde. İçin üşüdüğünde, sesini göğe savur, ısıtır seni. Titremen geçmedi mi? Birde o fotoğraftaki hayal ile ısınmayı dene. Yırtmadan, parçalamadan ateşe ver o hayali. Külünü doğduğun yaz akşamlarının üstüne serpiştir ki; çiçek yeniden sürgüne dursun. Zaten Kül Kedisi tedirginliğinde yaşamadın mı zamanı? Oysa doğduğun Haziran akşamlarında kayan yıldızın izinde beyaz bir martı dolanırdı. O martının kanat uçlarında savrulan her bir kül zerresi mağrur yaşamından kesit sunuyor gecenin matemine.
Bedeli ağır oluyor karanlıkta firari düşler kurmanın. Bilerek, isteyerek, taammüden işlenir düş suçları. Tendeki açık yaranın yanması gibi, sızısını eksiltmeyen düş yolculukları için Haziran iyi bir mevsim değil. Hiçbir küçük hesap temize çekemez; “Bana ışığı vuran, yarin cemalidir” diyen Nazım’ın bakışını. Öyle ya sabık bir gelenekten gelenlerin düşlerinde de sicil bozulması olur. Sicilimi temyiz etmenin öncesinde ve “Benim bağırasım gelir Piraye” bahtiyarlığındayım şu an. Ve bilesin ki: “Buruşuyor hala gelmeyen mektubun avucumda”. Yürek ise kirpiklerinin ucunda. Kapa kirpiklerini üşüyorum Haziran gecelerinde. Sen doğdun, ben öldüm. Hiçbir kalemin kanlı yazısı böyle bir kaderi yazmadı. Kuşatılan global tarzda, bireysel arzda hayatın ta kendisi idi.
Yürek senin kirpiklerinin arasında atmaya devam etmekte ısrarcı idi. Her bir kuşun havalanışını görme iştahın kirpiklerini oynatmana izin vermedi. Boşluktaki kanatların her çırpınışı ise benim yüreğimi biraz daha üşüttü. Termik bir bacanın dibinde, zehir gibi soluyoruz hayatı. Biliyor musun? Bu sabah yağmur yağdı. Karşı kıyıdan baktın sen gökkuşağına. Kirpiklerin hala hareketsizdi. Bense üşüme nöbetlerinde “Haziran’da doğmakta, ölmekte niçin zor” sorusuna mantıklı bir yanıt aramakla meşguldüm. Çünkü bu aşk hüzünlü bir Haziran’da doğmuştu. Ölümü de aynı aya nasip buyruldu. Ne zaman üzerimden sevgi eksilse, ilacım kirpiklerinin ucundaydı.
Bu aşkı kemoterapi ile hayata döndürecek bir laboratuar henüz keşfedilmedi. Bağışıklığını yitirmiş organizma tedaviye yanıt vermez.. Bu Haziran da farklı olmadı. Senin doğum ayında; Belki son kez gözlerimizi kaçıracağız birbirimizden. “Ölüme inat bir nefes fazla almanın” öneminden söz etmeyelim birbirimize. Aynı kaldırımda yan yana yürüme ihtimali olmayan 2 yol arkadaşıyız artık. Bir balıkçı barınağı karanlığında dudağımdan anason sızarken, “Her şey bir tarafa, onun mavi kirpiklerinin arasından karanlığa düşen yakamozlar bir tarafa idi” yi dillendireceğim. Haylaz yıllarımda maviye olan tutkumun bilye seçimime değin nüksettiğini anımsayacağım. Bu Haziran diğerlerinden hazin geçti değil mi? Doğum ilk kez bu kadar özeleştiri ve ölümle birleşti. Haziran’da doğmak güzel ve kolay aslında… Nazım gibi ölmekte. Karşıyaka memleket, işitiyor musun? Yani sen… Karşı kıyıda da Haziran sanrısı yaşanıyor olmalı. Orası da sessiz ve gölgeler titreşiyor ayın şavkında. Orada da birisi kirpiklerini kapamamış ve hareketsiz bakıyordu. Birisi daha belli ki; yürek tutulması yaşamış ve üşümüş. Gök kubbeden iki yıldız daha aynı anda kaydı. Birisi karşıya… Haziran iki yıldız arasındaki boşlukta çırpınan mevsimin adıdır bundan gayrı. Yani “Kirpiklerini kapamasan da olur artık” gecikmişliğidir zamanın. Haziran’ı doğum ile ölüm arasındaki kahrolası çizginin iki tarafındaki mayınlanmış ayın adına yazdığımız için sular çekildi sanırım karşı kıyıdan. Demiştim ya, “Haziranda ölmekte, doğmakta zor”.








1 hafta 3 gün önce
1 hafta 4 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 21 dak önce
2 hafta 21 saat önce
2 hafta 2 gün önce
2 hafta 3 gün önce
2 hafta 6 gün önce